Son yıllarda kilo yönetiminde yepyeni bir dönem başladığından bahsetmek mümkün. Öyle ki semaglutide ve benzeri GLP-1 agonistleri artık sadece diyabet hastalarının değil, kilo vermek isteyen çok sayıda bireyin de radarında. Hızlı kilo kaybı vadeden bu tedaviler, özellikle sosyal medyada daha görünür hâle geliyor. Fakat sayılar düşerken, tartının bize söylemediği bir şey daha var, o da kas kaybı. Kilo vermek her zaman yağ yakmak anlamına gelmiyor. Bu noktada kas kütlesinin korunması, hem sağlıklı yaş alma hem metabolizma hızı hem de genel yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor. Peki, bu gibi iğneler gerçekten kas kaybına yol açıyor mu? Son yayımlanan çalışmalar ışığında bu sorulara bir kez daha cevap arayalım.
Yağ mı kas mı? /
Facebook’da Paylaş
Twitter’da Paylaş
Whatsapp’da Paylaş
Semaglutide gibi GLP-1 reseptör agonistleri iştahı baskılayarak, yemekten sonra kan şekerini dengeleyerek ve sindirimi yavaşlatarak kilo kaybını tetikliyor. Başlangıçta tip-2 diyabet tedavisi için geliştirilen bu iğneler, zamanla obezite yönetiminde de yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Virginia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, popüler GLP-1 ilaçlarının birçok insanın kilo vermesine yardımcı olduğunu, ancak bu ilaçların uzun vadeli sağlık için gerekli olan kalp ve akciğer fonksiyonlarında önemli bir iyileşme sağlamadığı konusunda uyarıyor. Araştırmacılar, hızlı kilo vermenin gizli dezavantajlarından kaçınmak için tedavinin egzersiz ve protein alımı ile mutlaka birleştirilmesini öneriyor. Çalışmaya göre GLP-1 ilaçları bireylerin yağ kaybetmesine yardımcı olsa da bu durum yağsız kütlenin kaybıyla birlikte gelir ve bu kütlenin yüzde 40 ila yüzde 50’sini kaslar oluşturur. Aslında kaybedilen yağsız kütle, kaybedilen toplam kilonun yüzde 25-40’ını oluştururken, yaşa bağlı yağsız kütle kaybı her 10 yılda yalnızca yüzde 8’dir. Aynı zamanda bu iğnelerin uzun vadede pankreatit, safra kesesi, böbrek rahatsızlıkları gibi riskler oluşturabileceğine dair araştırmalar var.
Hem yağlı hem zayıf! /
Facebook’da Paylaş
Twitter’da Paylaş
Whatsapp’da Paylaş
Sarkopeni adı verilen kas kütlesi kaybı, gücü ve fonksiyonundaki kayıplar genellikle yaş almayla ilişkilendirilse de hızlı kilo kaybı da benzer sonuçlar doğurabiliyor. Yeterli protein alımı veya direnç egzersizi yapılmadığında, kas kaybı hızlanabiliyor. Bu durum ‘skinny fat’ olarak da bilinir, yani vücut ağırlığı düşük olsa bile metabolik ve fizyolojik fonksiyonlar bozulabilir, basit bir deyimle hem yağlı hem zayıf olabilirsiniz. Semaglutide gibi GLP-1 agonistleriyle kilo verirken kas kaybını önlemenin en etkili yollarından biri, yeterli ve dengeli protein alımıdır. Günlük protein ihtiyacı kişiye göre değişse de genellikle kilo başına 1.2-1.5 gram arası protein alımı önerilir. Bu sayede vücut yağ kaybederken kas kaybetmemeye teşvik edilir. Ayrıca protein, tokluk hissini artırarak da iştah yönetimine yardımcı olur. Direnç egzersizleri yani ağırlık ya da vücut ağırlığıyla yapılan antrenmanlar, kas kütlesinin korunması açısından kritik öneme sahip. Araştırmada haftada en az 2-3 gün bu tür egzersizlerin düzenli olarak yapılmasının, kas kaybını önemli ölçüde azaltılabileceği belirtiliyor. Kalori dengesi de göz ardı edilmemeli. Çok düşük kalorili diyetler, hızlı kilo kaybına yol açarken kasların da enerji kaynağı olarak kullanılmasına neden olabilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde enerji alımının kişinin ihtiyaçlarına uygun planlanması gerektiğinin altını çizmek istiyorum.
Yüze nasıl yansıyor?/
Facebook’da Paylaş
Twitter’da Paylaş
Whatsapp’da Paylaş
Semaglutide gibi GLP-1 agonisti ilaçlarla hızlı kilo kaybı yaşayan bireylerde, yüz bölgesinde belirgin bir hacim kaybı görülebiliyor. Özellikle yanaklar, çene hattı ve göz çevresinde sarkma, incelme ya da ‘çökmüş’ bir görünüm ortaya çıkabiliyor. Bu durum sadece estetik bir kaygı değil, kas ve kolajen kaybının bir göstergesi olarak da değerlendirilmeli. Bir beslenme uzmanı olarak altını çizmek istediğim en önemli nokta şu ki, kilo kaybı başlı başına bir başarı değil, nasıl kaybettiğimiz çok daha önemli. Kas kütlesi ve kolajen dokusunu korumadan verilen kilolar, uzun vadede hem sağlığı hem de görünümü olumsuz etkileyebilir. Özellikle protein yetersizliği, düşük kalori alımı ve hareketsizlik bu süreci hızlandırabiliyor.Hızlı sonuçlar her zaman kalıcı ya da sağlıklı olmayabilir. Kilo yönetimi süreci bir yarış değil, bedenin dengesini koruyarak, içten dışa sağlıklı ve sürdürülebilir adımlarla ilerlenmeli. Ve hatırlayın, sağlıklı görünmek sadece rakamlarla değil, hücresel düzeydeki dengeyle ilgilidir. Gıda okuryazarlığında olduğu gibi ilaç okuryazarlığı da gerek. Her bireye özel durumlar değerlendirilmeden, genel kabul edilmiş normlara göre yaklaşmak yanlış olabilir.
Normal yollarla GLP-1’i artırmak mümkün mü?/
Facebook’da Paylaş
Twitter’da Paylaş
Whatsapp’da Paylaş
GLP-1, bağırsaklarda üretilen bir hormondur ve bağırsak mikrobiyotası bu üretimde çok önemli bir rol oynar. Prebiyotik lifler ve fermente gıdalar, GLP-1 salımını destekleyen kısa zincirli yağ asitlerinin (SCFA) oluşumunu artırır. Kefir, soğan, sarımsak, filizlendirilmiş fermente baklagiller gibi alternatifleri beslenme planınızdan eksik etmeyin. Zeytinyağı, avokado, ceviz, badem, keten tohumu gibi tekli doymamış yağ asitleri ile de destekleyebilirsiniz. Tarçın, yeşil çay, matcha, avokado, zerdeçal, kırmızı üzüm, biberiye gibi antioksidan kapasitesi yüksek alternatifler de destekleyiciler arasında örnek verilebilir. Ayrıca yavaş yemek, kaliteli uyku, düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı alışkanlıkları da hormonun doğal salımını olumlu etkiler. GLP-1 düzeyini doğal yollarla artırmak, hem metabolik dengeyi korumak hem de tokluk sinyalini destekleyerek daha sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmak için çok kıymetlidir.
Haber Kaynak : CNNTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”